Eyyam-ı Bahur, eski dönemlerde yazın en sıcak ve boğucu günlerini ifade etmek için kullanılan bir tabirdir. Türkiye’de özellikle Temmuz sonu ve Ağustos başındaki sıcak günlerle ilişkilendirilir. Günümüzde ise aynı dönemler için daha çok “Afrika sıcakları”, “çöl sıcakları” veya “aşırı sıcaklar” gibi ifadeler de kullanılır.

Bu inanışın yalnızca Anadolu’ya özgü olmadığı da bilinmektedir. Antik Yunan ve Roma kültürlerinde yılın bu sıcak dönemi, Sirius (Köpek Yıldızı) ile ilişkilendirilmiştir. Romalılar bu günleri dies caniculares, yani “köpek günleri” olarak adlandırır. Günümüzde İngilizcedeki “dog days” ifadesinin de bu eski inanıştan geldiği kabul edimektedir.

PEKİ EYYAM-I BAHUR’un ZARARLI OLDUĞU GERÇEK Mİ?

Bilimsel açıdan bakıldığında ise Eyyam-ı Bahur adıyla tanımlanmış, her yıl kesin olarak aynı tarihlerde başlayan ve aynı sürede devam eden özel bir meteorolojik olay bulunmuyor.

Temmuz sonu ve ağustos başında sıcaklıkların yüksek seyretmesinin temel nedeni, Kuzey Yarımküre’nin yaz mevsiminde olması ve bölgesel atmosfer koşullarının sıcak hava dalgalarını güçlendirebilmesi.

“Eyyam-ı Bahur geldi, sıcak insanın içine işler”, “Bu günlerde dışarı çıkılmaz”, “Dere suyuna girilmez”, “Terliyken soğuk suya girersen hasta olursun”… Anadolu’da özellikle yazın en sıcak günleriyle ilgili çok sayıda inanış bulunuyor. Peki bu inanışların hangileri gerçeğe dayanıyor? Bilim insanları aşırı sıcakların insan vücudu üzerindeki etkileri konusunda ne söylüyor?

Yazın en sıcak günleri olarak bilinen Eyyam-ı Bahur, yalnızca hava sıcaklığıyla değil, insan sağlığıyla ilgili halk inanışlarıyla da yüzyıllardır anılıyor.

Özellikle kırsal bölgelerde büyüklerden kalan bazı uyarılar bugün hâlâ kullanılıyor. “Sıcakta fazla kalma”, “terliyken suya girme”, “çok soğuk su içme”, “öğle sıcağında dışarı çıkma” gibi tavsiyelerin bir bölümü halk deneyimine dayanırken, bazılarının bilimsel karşılığı ise sanıldığından farklı.

Örneğin bir inanışa göre dokunulması hâlinde hayvanların telef olacağı ya da ağaçların kuruyacağı düşünülüyor. Aynı dönemde çift sürülmemesi gerektiği, aksi hâlde çift hayvanlarının zarar göreceği de anlatılar arasında yer buluyor.

Diğer yandan bu dönemde göle ve denize girilmemesi aksi taktirde deri üzerinde sedefe benzer lekelenmelerin görülebileceği inanışıdır.. İlla denize girilecekse vücutta mutlaka inşaat çivisi, tel gibi metal bir nesne taşınmalıdır. Metalin, güneşin ve denizin yapacağı uğursuzluğu/lekelenmeyi engelleyeceğine inanılır.

Eyyam-ı bahur halk inanışları kısmen doğru, kısmen batıl inançtır. Halkın asırlık gözlemleri bilimsel gerçeklerle birebir örtüşürken, bu durumları açıklama ve korunma yöntemleri batıl inançlara dayanır.

Durumu net bir şekilde ayırmak gerekirse:

Bilimsel Temeli Olan Düşünce

“Denize girilirse ciltte ala (leke) düşer” tespiti DOĞRUDUR: Bilimsel olarak güneş ışınlarının en dik geldiği bu günlerde, ıslak cilt üzerindeki su damlacıkları mercek görevi görür. Bu durum ultraviyole (UV) ışınlarının cildi yakmasına ve kalıcı güneş lekelerine (pigment bozukluklarına) yol açar.

“Ağaçlara ve hayvanlara dokunulmaz/çift sürülmez” tespiti DOĞRUDUR: Bu dönemde bitkiler aşırı su kaybeder, hayvanlar ise sıcak stresi ve dehidrasyon yaşar. Ağacı budamak kurutur, hayvanı çalıştırmak ise kalp krizinden ölümüne yol açar. Halk bunu “uğursuzluk” olarak yorumlasa da aslında doğru bir ekolojik koruma refleksidir.

Tamamen Batıl İnanç Olanlar

“Denize girerken metal/çivi taşınırsa leke oluşmaz” inanışı YANLIŞTIR: Vücutta metal veya çivi taşımanın güneşin zararlı UV ışınlarına karşı hiçbir biyolojik koruyuculuğu yoktur. Bu, eski insanların çaresizlikten ürettiği psikolojik bir koruma ritüelidir.

“Deniz kendini temizler, sular tekinsizdir” inanışı YANLIŞTIR: Deniz bu dönemde kirini kusmaz. Sadece hava ve deniz suyu çok sıcak olduğu için denizanası, yosun ve bakterilerin üremesi hızlanır. Bu da suyu daha bulanık ve enfeksiyona açık hale getirir. Halk bu biyolojik değişimi “tekinsizlik” olarak adlandırmıştır.

Özetle; Halkın “Bu dönemde dışarıda, güneşte, tarlada veya denizde olursan zarar görürsün” tespiti %100 doğrudur. Ancak bundan korunmak için çivi taşımak gibi yöntemleri batıl inançtır. Doğru korunma yöntemi çivi taşımak değil, güneş kremi kullanmak ve gölgede kalmaktır.

Open chat
Haber Ödemiş Hattına Hoşgeldiniz.. Lütfen iletinizi yazınız !