1923 yılının Ekim Ayında Mustafa Kemal, Avusturyalı bir gazeteci ile görüştüğü sırada “Cumhuriyet” kelimesini ağzından kaçırması üzerine Meclisin ve İstanbul gazetecilerinin yüreği oynar. Meclis Reisinin küçük odasına koşuşan birtakım milletvekilleri Mustafa Kemal’in bu “dil sürçünü” düzeltmesini isterler.
Mustafa Kemal Paşa, parti toplantısının kaçta olduğunu sorar. Üçte idi. “-Bana birde olduğunu söylediler, onun için erken geldim” der.
Odasına giderken vekil arkadaşlarını da davet eder. Mebus olmakla beraber hâlâ yaverliğini yapan eski zabitlerden (subaylardan) birisi fırka nizamnamesinin son şeklini getirir. Nizamname bugün bütün mebuslar tarafından birer birer imzalanacaktır.
Ardından Mustafa Kemal cebinden nizamnamenin bir nüshasını çıkarır. Sayfa açığına yazdığı Fransızca bir cümleyi okur. Bu, Fransız Cumhuriyeti’nin “bir ve gayr-i kabil-i tecezzi (bölünmez)” olduğunu söyleyen cümledir.
Derken, “-Dün akşam, Fransız ihtilâl tarihini gözden geçirdiğim vakit not etmiştim” der ve notu siler.
Bir soru üzerine Kanun-i Esasi tâdilatı meselesine geçtik der. Daha sonra içeriye giren Yunus Nadi’de (Abalıoğlu) toplantıya katılır.
Gazi hitaben derki: “-Cumhuriyet ne demektir? Kamusa (sözlüğe) baktım, “chose publique” kelimeleriyle tercüme edilmiştir. Bizde manası ne olmalı?”
Gazi’nin, sözü hangi bahis üstüne getirmek istediği bellidir. Kanun-i Esasi’de hükümet şeklini açıkça göstermek sırası geldiğini söyleyen Sabri Bey (Toprak) ise: “-Mesele bugünkü vaziyetin ifade edilmesinden ibarettir” der.
Gazi: “-Ben projeyi gördüm, çok eksik yerleri var. Bu hafta kendim uğraşacağım. Sonra bazı arkadaşlarla hususî müzakerede bulunuruz ve Fırkaya (partiye) getiririz” der.
Yunus Nadi: “-Bunu en kuvvetli zamanımızda yapmalıyız.”
Gazi kalemini masaya vurarak: “-En kuvvetli zamanımız bugündür” der.
Sonra yeni Kanun-i Esasi’nin kendi niyetine göre ilk maddesini okunur: “Türkiye Cumhuriyet usulü ile idare olunur bir halk devletidir.”
Nihayet yakında Cumhuriyetin ilân olunacağını Mecliste Mustafa Kemal Paşa’nın ağzından herkes duyar. Haber ağızdan ağza yayılarak, Mecliste ki herkese ulaşır.
Vekillrden birisi sorar: “-Reisicumhur olduktan sonra gene Halk Fırkası’nın reisi kalacak mısınız?”
Gazi gülümseyerek: “-Aramızda evet öyle!” der.
Vekillerin düşüncesine göre Reisicumhur, Büyük Millet Meclisi’nin de reisi ve Dört sene, yedi sene görevde olmalı iddiaları geçer.
Hatta bir vekil: “-Kayd-ı hayat (yaşadıkça) şartıyla da olabilir” der.
Gazi sert bir tavırla bu cümleyi rededer. Diğer bir vekil, fesih hakkı meselesini açar: “-Vakıa (gerçi) şimdiki Meclis için düşünülecek bir şey yok. Sizin hükümetleriniz daima ekseriyet (çoğunluk) bulabilir. Fakat fırkalar (partiler) çoğalınca hükümetsizlik tehlikeleri de baş gösterebilir. Buna ne çare düşünüyorsunuz?” diye sorar.
Hatta ila eder.. “-Millet Meclisi, kendi kendini feshedebilir.”
Bu cevap güven telkin edecek gibi durmaz. Cumhuriyeti Fransa’daki şekli ile almak arzusunda olanlar, bu hakkı Reisicumhura ve hükümete bırakmak teklifinde bulunurlar. Eski ittihatçı Sabri Bey ( Toprak), fesih hakkının Meşrutiyet devrinde iki defa suiistimal edildiğini hatırlatarak, ihtiyatlı olmayı tavsiye eder.
Başka bir vekil: “-Acaba fesih hakkı şartlarını son derece kayıtlamak, meselâ, Reisicumhur ve hükümetin, bu hakkı ancak fırkalar (partiler) arasındaki nispetsizlik anarşiye vardığı zaman kullanılması daha doğru değil mi?” diye sorar..
Gazi: “-Millete müracaat eder, referandum yaparız” cevabını verir.
Ve sözlerine devam eder.. ”Arkadaşlar bu usulün karışıklığını ve sebep olabileceği sıkıntıları öne sürdüler. Reisicumhur ve hükümet, Millet Meclisinin görev yapma imkansızlığında kaldığı vakit, yeni seçimler icra ettirmek hakkına sahiptir.” der.
| Ça | Pe | Cu | Ct | Pz | Pt |
| +22° | +23° | +23° | +16° | +22° | +23° |
| +10° | +11° | +12° | +10° | +8° | +12° |









